Evdeki zamanımızın %83'ünü radioswissclassic dinleyerek geçirdiğimiz için, biraz da dün konser gitmiş olmamızın etkisiyle sevdiklerimiz listesinin başına Boston Senfoni Orkestrası'nı (BSO) koymak istedik. Amerika'nın en baba 5 senfoni orkestrasından biri olan BSO, yaşadığımız eve oldukça yakın. Yürüyerek 25-30 dakikada varabiliyoruz BSO'nun kapısına. Yalnız kapıya varmak yetmiyor çünkü normalde içeri girmek ve konser dinlemek için alınması gereken biletler Türkiye ve diğer bir çok Avrupa ülkesindeki devlet destekli senfoni orkestralarına göre oldukça pahalı. Perşembe günü öğlen saatlerindeki bir konser için sizi konser salonunun en ücra köşesine itecek bir bilet bile 40 dolardan başlıyor. Üst limit ise cumartesi günü ön sıralardan bir biletin fiyatı ile belirleniyor ve en azından 150 dolardan yüksek oluyor. Şimdi tabii merak edenler olacak, arkadaş kuş kadar öğrenci maaşıyla nasıl bu biletlere para yetiştiriyorsunuz diye sorulacak. Bunun cevabı kamu kaynakları tarafından değil, özel sponsorluklarla sağlanan indirimli öğrenci kartı BSO College Card. Tuğba MIT öğrencisi olduğu için yıllık 5 dolara, ben dış kapının mandalı kontenjanından öğrenci olduğum için yıllık 25 dolara bu College Card'ı alıp sene boyunca her hafta konsere gidebiliyoruz. Operası, balesi, tiyatrosu, konseri, sergisi kısacası her şey para üzerinden dönen Amerikan sanat ortamlarında böylesine kaliteli bir orkestrayı bu kadar ucuza dinlemek büyük şans.
Kapatmadan karşılaştığımız enteresan bir durumu da anlatalım. Normalde BSO konserlerine gelenlerin profili (College Card sahibi öğrenciler dışında) oldukça yaşlı, emekliye ayrılmış, orta ve yüksek gelir grubuna mensup insanlardan oluşuyor. Dün kapıda bedava dağıtılan kitapçığı alıcı gözüyle karıştırırken, reklamların bu profil ile uyumlu bir şekilde neredeyse hepsinin ya şehir dışındaki klasik Amerikan tarzı evlerin, ya da lüks bakımevlerinin reklamları olduğunu fark ettik. Amerikan kapitalizmi burada da yapmış yapacağını anlayacağınız.
not: oh yau! sonunda şu bloga doğru düzgün bir başlangıç yapabildik çok şükür.
Biz Amerikadayken
19 Ocak 2014 Pazar
olamayan blog entryleri
tabii ki eşşeklik ettik, finaldi, paperdı, istanbul'a gitmekti, jetlagdi derken bir blogu daha heder etme aşamasina geldik çok şükür. yine de enseyi karatmayalım, önümüzdeki saatlerde güzel şeyler olabilir.
7 Kasım 2013 Perşembe
- Siz nerdeyken nerdeyken? - Amerikadayken.
Daha önce de bir blog denememiz olmuştu ancak bu sefer Amerika'da olmanın da verdiği başkalarına bir şeyler anlatma ihtiyacı ve tarihi not düşme isteği ile daha uzun soluklu bir blog yaratırız diye umuyoruz.
Geçtiğimiz 3 ay içinde olanları ve bundan sonraki dönemlerde olacakları elimizden geldiğince burada paylaşmaya çalışacağız. Hadi hayırlısı diyerek başlıyoruz.
not: Bu blogu başlatmak için beni fiştekleyen Semiha'ya da ayrıca teşekkürler. Melek yavrusu Minas'a da bu vesileyle öpücükler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)